İçeriğe geç

Duvar kitabı ne anlatıyor ?

Duvar Kitabı Ne Anlatıyor? Bir “Öykü Kitabı”ndan Toplumsal Bir Aynaya

Mcgrup ailesiyle birlikte bugün Duvar kitabı ne anlatıyor başlığını en temel noktalarından ele alıyoruz.

Bazen bir kitabı elimize alırız ve daha ilk sayfalarda şunu hissederiz: “Bu hikâye benimle ilgili.” Oysa karakterler bizden çok uzakta gibi görünür; başka bir ülkede, başka bir zamanda, başka bir hayatın içinde… Ama sonra bir cümle gelir, bir duygu oturur içimize: korku, suçluluk, yalnızlık, utanç, çaresizlik ya da tuhaf bir özgürlük sarhoşluğu. İşte o an anlarız: Bu sadece bir edebiyat meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele.

“Duvar kitabı ne anlatıyor?” sorusu, ilk bakışta basit bir özet talebi gibi durabilir. Ama ben bu soruyu her duyduğumda, arkasında başka sorular da seziyorum:

“İnsan ne zaman kırılır?”

“Toplum bizi ne kadar biz yapar?”

“Özgürlük gerçekten bir hak mı, yoksa bedeli ağır bir yük mü?”

“Bir şeye ‘doğru’ dediğimizde, o doğruyu kim belirliyor?”

Jean-Paul Sartre’ın Duvar (Le Mur) adlı kitabı tam da bu soruların tam ortasına düşüyor. Yazarın 1939’da yayımladığı bu eser, varoluşçu düşüncenin edebiyatla buluştuğu, insanı hem bireysel hem toplumsal yönleriyle “çıplak” bırakan bir öykü kitabı olarak anılır. ([Can Yayınları][1])

Duvar Kitabı Ne Anlatıyor? Temel Çerçeve ve Kitabın Yapısı

Kitap kaç öyküden oluşuyor, neyi tartışıyor?

Sartre’ın Duvar adlı kitabı, çoğu yayında ortak biçimde belirtildiği gibi 5 öyküden oluşur:

– Duvar

– Oda

– Herostratus (Erostrate/Erostrates olarak da geçer)

– Özel Yaşam (Gizlilik adıyla da anılır)

– Bir Yöneticinin Çocukluğu ([1000Kitap][2])

Bu öyküler birbirinden farklı olaylar anlatıyor gibi görünse de aynı yere çıkıyor: insanın sınır anları. “Duvar” bazen gerçekten fiziksel bir duvardır; bazen ölümle yaşam arasındaki eşik, bazen kişinin toplumsal kimliğiyle içsel dürtüleri arasındaki görünmez bir bariyer. ([Ücretsiz Kitap][3])

“Duvar” ne demek? Metafor olarak duvar

Buradaki “duvar” kelimesi aslında sosyolojik açıdan çok kıymetli:

Duvar, insanın önüne çıkan “engeller” gibi çalışır ama bu engeller sadece fiziksel değildir.

Duvarın sosyolojik karşılıkları

– Devletin şiddet tekelinin sınırları (hapishane, idam, polis, savaş)

– Ailenin sınırları (namus, itaat, roller)

– Toplumsal normların duvarı (ayıp, günah, normal/normal değil)

– Cinsiyet rejiminin duvarı (erkeklik, kadınlık, “makbul” beden)

– Sınıfın duvarı (kimin hangi imkanlara erişeceği)

Ve tabii en önemlisi: İnsan bu duvarlara çarpınca sadece acı çekmiyor; bazen kendini yeniden tanımlıyor.

Temel Kavramlar: Varoluşçuluk, Özgürlük, Kaygı ve Toplumsal Baskı

Varoluşçuluk: “İnsan önce vardır, sonra kendini kurar”

Sartre’ın düşüncesinde insanın “hazır bir özü” yoktur. İnsan, seçimleriyle kendini inşa eder. Bu fikir, özellikle “Duvar” öyküsünde, ölümle yüzleşen karakterlerin psikolojisi üzerinden derinleşir. Bu öyküde idamı bekleyen insanların yaşadığı zihinsel çözülme, okuru sadece bireysel korkularla değil, toplumsal gerçekliklerle de yüzleştirir. ([1000Kitap][2])

Kaygı (anksiyete) bireysel değil, toplumsal bir deneyimdir

Biz kaygıyı çoğu zaman kişisel bir “zayıflık” gibi yorumlarız. Oysa kaygı, toplumun üzerimize bıraktığı yüklerin toplamıdır.

– “Yanlış bir şey yaparsam dışlanırım.”

– “Başarısız olursam değerim azalır.”

– “Güçsüz görünürsem ezilirim.”

Sartre’ın karakterleri tam da bu tür toplumsal kaygıları bedenlerinde taşırlar. Ve bu kaygılar bazen o kadar yoğunlaşır ki insanı “kendi kendine yabancı” hale getirir.

Toplumsal Normlar: Duvarın Görünmeyen Harcı

Bir öyküde ölüm cezası olabilir. Bir diğerinde “delilik” ve aile içi yaşam. Bir başka öyküde ünlü olma arzusu ya da cinsel kimlik gerilimi. Ama hepsinin temelinde şu var:

Normlar insanı hizaya sokar

Toplum bize şunları öğretir:

– Ne zaman konuşulur, ne zaman susulur

– Kim makbuldür, kim “tuhaf”tır

– Hangi duygu normaldir, hangisi ayıptır

– Kime kızılır, kime acınır

Ve insan bu normlardan çıktığında hemen bir etiket yapıştırılır:

“Deli.” “Sapık.” “Zayıf.” “Tehlikeli.” “Ahlaksız.” “Sorunlu.”

Duvar kitabında “normalin” şiddeti

Özellikle “Oda” gibi öykülerde, delilik ve bakım ilişkisi üzerinden “normal” olanın baskısını görürüz. ([blog.milliyet.com.tr][4])

Toplum sadece “düzene uymayanı” dışlamaz; bazen onu evin içinde hapseder. Böylece şiddet, bağırıp çağırmadan da işleyebilir.

Cinsiyet Rolleri: Kadınlık, Erkeklik ve “Makbul İnsan” Tasarımı

Sartre’ın öykülerinde cinsiyet rolleri doğrudan slogan gibi verilmez; daha sinsi bir şekilde dokunur. Zaten toplumsal düzen çoğu zaman böyle çalışır: açıkça bağırmaz, fısıldar. Fısıltılar da bazen insanı en çok yaralayan şeydir.

Erkeklik: Güçlü olma zorunluluğu

Erkek karakterlerin bazıları, toplumun “güçlü erkek” beklentisinin altında ezilir. Korku göstermek, aciz kalmak, çözülmek… bunlar erkeklik anlatısında “zayıflık” sayılır.

Ama Sartre tam da bunu gösterir:

İnsan, ölümün karşısında “erkek” kalamaz.

Çünkü ölüm karşısında herkes çıplaktır.

Kadınlık: Bakım emeği, fedakârlık ve sessiz hapishaneler

Kadın karakterler çoğu zaman bir ilişkinin duygusal yükünü taşır. Bakım verme, idare etme, “ayıp olmasın” diye susma… Bunların hepsi toplumsal bir iş bölümüdür.

Burada Toplumsal adalet meselesi kendini gösterir:

Kadınlardan “sevgi” adı altında sürekli daha fazla emek beklenir. Bu emek çoğu zaman görünmez kalır. Bu da eşitsizlik üretir.

Kültürel Pratikler: Utanç, Şeref, Şiddet ve Sessizlik

Kültür dediğimiz şey yalnızca bayramlar, yemekler, törenler değildir. Kültür aynı zamanda bir denetim mekanizmasıdır.

Ölümle yüzleşme: Modern toplumun “gizlediği” şey

Duvar’daki idam sahnesi bizi ölümle yüzleştirir. Modern toplum ölümü mümkün olduğunca sterilize eder: hastane odalarına kapatır, mezarlıkların dışına taşır, “konuşulmasın” diye susturur.

Oysa Sartre bunu saklamaz. Okura adeta şunu der:

“Bak. Hayatın sonu var. Ve bu son, bütün toplumsal maskeleri düşürür.”

Bu yüzden “Duvar kitabı ne anlatıyor?” sorusunun bir cevabı da şudur:

İnsanın ölümü düşününce nasıl değiştiğini anlatıyor. ([Mardin Life][5])

Güç İlişkileri: Devlet, Ceza, Hapishane ve İtaat

“Duvar” öyküsünün politik arka planında savaş, iktidar ve infaz mekanizması vardır. Öyküde idamı bekleyen mahkûmlar üzerinden devletin birey üzerindeki nihai gücü görünür hale gelir. ([1000Kitap][2])

Devlet şiddeti ve “meşru ölüm” fikri

Sosyolojide Max Weber’in “devletin meşru şiddet tekeli” fikrini hatırlamak gerekir: Devlet şiddeti “meşru” sayılır, bireyin şiddeti “suç” sayılır. Duvar, bu meşruluğun psikolojik yüzünü gösterir.

İnfaz sadece bedeni değil, zihni de yönetir

İdamı beklemek, kişinin zaman algısını bozar. Gelecek silinir. Anılar bile yabancılaşır. Ve insan, devlete sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da teslim olur.

Bu da Toplumsal adalet tartışmasını gündeme getirir:

Bir toplum, kimin yaşayacağına karar verme hakkını kendinde nasıl bulur?

Örnek Olaylar ve “Saha” Deneyimi Gibi Okunan Sahnelere Bakış

Bu yazıda “saha araştırması” dediğimde şunu kastediyorum:

Sartre’ın öyküleri, sosyoloğun sokağa çıkıp gözlem yapması gibi bir etki yaratır. Çünkü karakterler soyut fikirler değil; canlı, tutarsız, korkan, arzulayan insanlardır.

1) İdama mahkûm olmak: Sınır durum ve çözülme

“Duvar” öyküsünde mahkûmların yaşadığı o sıkışma, sosyal bilimlerde “liminalite” dediğimiz eşik hâline benzer: Ne tamamen hayattasın, ne tamamen ölü. Aradasın. Ve bu “arada olma” hali insanı dağıtır.

2) Ünlü olma arzusu: Modern toplumun görünürlük açlığı

“Herostratus” öyküsünde (bazı çevirilerde Erostrate diye geçer) bir tür “tanınma takıntısı” görürüz.

Bugünün influencer kültürünü düşününce bu daha da sertleşiyor: Görünmüyorsan yoksun. Konuşulmuyorsan değersizsin.

Bu noktada eşitsizlik yeniden belirir:

Kim görünür olabiliyor? Kimin sesi duyuluyor? Kim konuşunca “cesur”, kim konuşunca “şımarık” deniyor?

Güncel Akademik Tartışmalarla Bağlantı: Duvar Neden Hâlâ Okunuyor?

Duvar, yalnızca “edebi bir klasik” olduğu için değil, modern bireyin sıkışmalarını anlattığı için bugün de okunuyor.

Yalnızlık ve yabancılaşma

Şehir hayatında kalabalıkların içinde yalnızlaşma, kapitalist üretim düzeninde insanın “işlev”e indirgenmesi, sosyal medyada kimliğin performansa dönüşmesi… Sartre’ın öykülerinde bunların ham maddesini buluruz.

Psikoloji ile sosyolojinin kesişimi

Duvar’daki karakterler “hasta” gibi anlatılmaz, “kötü” gibi anlatılmaz. Daha çok, düzenin içinde sıkışmış ve patlayan insanlar gibidir.

Bu da bize şunu düşündürür:

Toplum hasta mı ediyor? Yoksa toplum sadece zaten var olan çatlakları mı büyütüyor?

Sonuç: Duvar Kitabı Ne Anlatıyor? Tek Cümleyle Yetmez

“Duvar kitabı ne anlatıyor?” sorusuna hızlı bir cevap vermek mümkün:

İnsanların ölüm, özgürlük, seçim ve toplum karşısındaki kırılmalarını anlatıyor.

Ama sosyolojik cevap daha uzun:

Duvar;

– Normların insanı nasıl kıstırdığını,

– Cinsiyet rollerinin hayatı nasıl yönettiğini,

– Kültürün utancı nasıl örgütlediğini,

– Devletin gücü nasıl meşrulaştırdığını,

– Ve bireyin bütün bunların içinde “kendisi” kalmaya çalışırken nasıl dağıldığını anlatıyor.

Ve tam da bu yüzden, Duvar’ı okurken bir noktada şunu hissedebiliyoruz:

“Bu duvar sadece romandaki duvar değil… benim hayatımdaki duvar.”

Bu yazıyı burada noktalarken Mcgrup okurlarına Duvar kitabı ne anlatıyor ile ilgili en iyi dileklerimizi gönderiyoruz.

Okuyucuya Sorular: Senin Duvarın Nerede Başlıyor?

Bu yazıyı bitirirken sana birkaç soru bırakmak istiyorum. İstersen sadece içinden cevapla, istersen bir yere yaz, istersen birine anlat:

1. Hayatında seni “kendin olmaktan” alıkoyan görünmez bir duvar var mı? O duvarı kim ördü? Ailen mi, okul mu, iş mi, toplum mu?

2. Hiç “normal” olmak için kendinden vazgeçtiğin bir an yaşadın mı? O anın bedeli ne oldu?

3. Bir topluluk içinde “ayıplanmamak” için sustuğun oldu mu? Sonra kendine nasıl hissettin?

4. Sence Toplumsal adalet mümkün mü, yoksa her toplum kendi eşitsizlik düzenini yeniden mi üretiyor?

5. Senin kültüründe, çevrende ya da ailende “korku” nasıl yaşanır: konuşularak mı, saklanarak mı, bastırılarak mı?

İnsan bazen duvarı yıkamaz. Ama duvarın varlığını fark ettiği an, en azından “neden sıkıştığını” anlamaya başlar. Bu bile küçük bir özgürlük olabilir.

[1]: “Duvar Jean-Paul Sartre | Can Yayınları”

[2]: “Duvar – Jean-Paul Sartre, Nihal Önol (Çevirmen) – 1000Kitap”

[3]: “Duvar – Jean-Paul Sartre | Detaylı Ücretsiz Kitap İncelemesi”

[4]: “Duvar – Jean Paul Sartre / Kitap / Milliyet Blog”

[5]: “Duvar – Jean-Paul Sartre Kitap özeti, konusu ve incelemesi”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

https://buyukforum.com.tr/