İçeriğe geç

6 Şubat depreminde aslında kaç kişi öldü ?

6 Şubat Depreminde Aslında Kaç Kişi Öldü? Toplumsal Yapıların ve Eşitsizliğin Gölgesinde

6 Şubat 2023, Türkiye’nin tarihindeki en büyük felaketlerden birine tanıklık etti. 7.8 büyüklüğündeki deprem, özellikle Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay ve diğer güneydoğu illerinde yıkıcı etkiler bıraktı. Resmi kayıtlara göre, on binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce bina yerle bir oldu. Ancak depremde kaybedilenlerin sayısını yalnızca sayı olarak ifade etmek, arkasındaki derin toplumsal yapıları ve eşitsizlikleri göz ardı etmek olur. Gerçekten de “kaç kişi öldü?” sorusu, sadece fiziksel bir kaybı değil, aynı zamanda toplumun çeşitli katmanlarında yaşanan eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri de sorgulamamız gereken bir sorudur.

Bunun yanında, toplumsal yapıların ve bireylerin etkileşimi, bu tür felaketlerin sonuçlarını derinlemesine şekillendirir. 6 Şubat depreminde kaybettiğimiz insan sayısını anlamak, sadece rakamlara bakmakla sınırlı kalmamalıdır; aynı zamanda bu felaketin toplumsal normlar, cinsiyet rolleri, kültürel pratikler ve güç ilişkileriyle nasıl şekillendiğini de analiz etmeliyiz. Bu yazıda, toplumsal adalet ve eşitsizlik kavramları etrafında dönen bir analizle, 6 Şubat depreminde gerçekten kaç kişinin hayatını kaybettiğini sorgulayacağız.
Toplumsal Yapılar ve Depremin Sonuçları

Toplumsal yapıların, felaketlerin etkilerini nasıl dönüştürdüğü ve şekillendirdiği, sosyolojik açıdan oldukça önemlidir. Deprem gibi büyük felaketlerde, sadece doğal bir afetin etkisi değil, aynı zamanda toplumun içinde var olan eşitsizlikler, normlar ve kültürel faktörler de devreye girer. Bir deprem, her bireyi aynı şekilde etkilemez. Bu, toplumsal yapıların ve güç ilişkilerinin felaketlere nasıl yön verdiğini gösterir.
Toplumsal Normlar ve Adalet

Toplumsal normlar, bireylerin ve grupların davranışlarını şekillendirir. Depremin ilk günlerinde, yardım organizasyonlarının yoğunluğu ve bunların hangi bölgelere nasıl ulaştığı, toplumsal normların bir yansımasıdır. Yardımlar, çoğunlukla büyük şehirlerden gelen organizasyonlar tarafından koordine edilmiştir. Ancak bu yardımların, felaketin merkezine yakın bölgelere ulaşması oldukça yavaş olmuştur. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinin eşitsiz bir şekilde yardım ve destek alma fırsatına sahip olduğunu gösterir. Yardımın, çoğunlukla sosyal ve ekonomik açıdan daha güçlü olanlara daha hızlı ulaşması, depremde kaybedilenlerin sayısını arttırmış olabilir. İnsanlar, yalnızca evlerini kaybetmekle kalmamış, aynı zamanda devletin ve toplumun kendilerine olan ilgisizliklerinden de büyük acılar yaşamışlardır.
Cinsiyet Rolleri ve Felaketin Etkisi

Depremin toplumsal etkilerini incelerken, cinsiyetin önemli bir belirleyici olduğunu unutmamalıyız. Kadınlar ve çocuklar, doğal afetlerde genellikle daha savunmasızdır. Bu durumu daha iyi anlayabilmek için, kadınların rolüne ve toplumsal konumuna odaklanmalıyız.
Kadınların Felaketteki Rolü

Kadınlar, hem evdeki bakım rolü hem de toplumsal normlar gereği felakette çok daha fazla yük altına girerler. 6 Şubat depremi, kadınların, özellikle de çocuklu kadınların bu ağır yükleri ne kadar taşıdığını gözler önüne serdi. Çoğu kadın, deprem sonrası kurtarma ekipleri ile birlikte yerinden edilmeyi beklerken, aile üyeleri arasında ilk yardımı yapan, yaşlı ve çocukları koruyan kişiler oldu. Ancak bu çabalar, çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Aynı şekilde, felaket sonrasında kadınların ve çocukların yaşadığı şiddet, cinsel saldırılar ve istismarlar gibi ikinci dereceden sorunlar da, depremin sosyal etkilerini daha da derinleştirmiştir.

Kadınların daha fazla savunmasız hale gelmesinin bir başka nedeni de, çoğu yerleşim yerinde kadınların çalışma ve ekonomik bağımsızlık oranlarının düşüklüğüdür. Depremde hayatını kaybedenlerin kimlikleriyle ilgili yapılan araştırmalarda, kadınların ölüm oranının, erkeklere göre daha yüksek olduğuna dair bir eğilim olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin felakete olan etkilerini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Kültürel Pratikler ve Deprem

Kültürel pratikler, bir toplumun krizlere nasıl tepki verdiğini ve bu krizlerden nasıl etkilendiğini şekillendirir. Türkiye’de deprem kültürü oldukça güçlüdür; ancak bu kültür, her toplum kesimi için aynı şekilde işlemez.
Yerel Pratiklerin Rolü

Depremin olduğu günlerde, bölgedeki birçok yerel halk, bir yandan yaşamlarını kurtarma mücadelesi verirken, diğer yandan yerel bilgi ve becerilerini kullanarak yardımda bulunmaya çalıştı. Ancak bu yardımlar, çoğu zaman devletin daha organize yardım sistemleriyle örtüşmedi. Bu tür kültürel pratikler ve yerel çözümler, hem toplumun dayanışma gücünü hem de devletin organize olma yeteneğini sorgulayan bir unsurdur. Felakette kaybedilenlerin sayısının artmasının sebeplerinden biri de, bu yerel çözümlerin daha organize yardım çabaları ile uyumsuzluğu olabilir.
Güç İlişkileri ve Yardımın Erişilebilirliği

Felaket anlarında, güç ilişkilerinin ne denli belirleyici olduğunu görmek mümkündür. Bu bağlamda, devletin, yardım organizasyonlarının ve yerel toplumların nasıl etkileşimde bulunduğu, kriz yönetiminin ne kadar etkili olduğunu belirleyen faktörlerdir. Yardımların ilk günlerdeki dağılma biçimi, bölgesel eşitsizlikleri ve güç dengesizliklerini ortaya koydu.
Devletin Rolü ve Sorumsuzluk

Devletin, felaketlere ne şekilde müdahale ettiği, kaybedilen canların sayısını doğrudan etkiler. Yardımın ve kurtarma ekiplerinin yavaş hareket etmesi, binaların güvenliği ve altyapının kalitesi gibi faktörler, kayıpları artıran unsurlar arasında yer alır. Depremin ardından yapılan araştırmalar, özellikle devletin hazırlık eksikliklerinin ve yetersiz denetimlerin büyük bir sorumluluğa sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Sonuç: Deprem ve Toplumsal Adalet

6 Şubat depreminde kaybedilenlerin sayısını sadece rakamsal bir veri olarak değerlendirmek, toplumsal eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri görmemek olur. Toplumun farklı kesimlerinin, farklı cinsiyetlerin, farklı sınıfların nasıl etkilendiği, aslında felaketin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü gösterir. Toplumsal normlar, cinsiyet rolleri, kültürel pratikler ve güç ilişkileri, felakete nasıl yanıt verdiğimizi ve bu süreçte kimlerin daha fazla zarar gördüğünü şekillendirir.

Depremde kaybedilenlerin sayısını ve kimlerin etkilendiğini sorgularken, bu soruları kendimize sormak önemlidir: Felakete müdahale etme biçimimiz, toplumsal yapılarımıza ne kadar adaletliydi? Kimler daha fazla risk altındaydı ve neden? Toplumsal eşitsizlikler felaketi nasıl dönüştürdü ve bizim bu süreçteki sorumluluğumuz nedir?

Bu sorular, hem kişisel hem de toplumsal anlamda daha derin bir anlam taşır. Şimdi siz ne düşünüyorsunuz? 6 Şubat’tan sonra yaşananlar, toplumsal adalet ve eşitsizlik hakkında sizin perspektifinizde nasıl bir dönüşüm yaratabilir?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ayanperde.com.tr Sitemap
ilbet canlı maç izle