Kayseri’de Başlayan Sessiz Bir Arayış ve Kerem Ali’nin Adını İlk Duyuşum
Buna da Göz Atın: Kaç çeşit anksiyete var ?
Kayseri’de 25 yaşında biri olarak yaşamak bana hep aynı şeyi hissettirdi: dışarıdan bakınca düzenli, içeriden bakınca eksik bir hayat. Sabah işe gidişler, akşam dönüşler, arada sıkışmış düşünceler… İnsan bir süre sonra kendi iç sesini bile duyamaz hale geliyor.
Ben o sesleri defterlerime yazıyordum. Çünkü yazmazsam içimde büyüyüp beni boğacaklarını biliyordum. Yine böyle sıradan bir günde, hiçbir şey beklemezken duydum “Kerem Ali” adını.
O an ne hissettiğimi hâlâ net hatırlıyorum. Garip bir heyecan ve açıklayamadığım bir sıkışma. Sanki uzun zamandır unuttuğum bir hikâye, içimde bir yerden yeniden açılıyordu.
“Kerem Ali’nin hikayesi nedir?” diye ilk kez kendi kendime sorduğumda, aslında bir efsanenin değil, kendi eksikliğimin peşine düşeceğimi bilmiyordum.
Çocuklukta Duyulan Bir Hikâyenin Yetişkinlikte Ağırlaşması
Kerem Ali ismini ilk kez çocukken duymuştum aslında. Ama çocuk aklıyla duymak başka bir şey, büyüyüp yalnız kalınca hatırlamak başka.
Dedem anlatırdı bazı akşamlar. Sobanın çıtırtısı eşliğinde, dışarıda karın sessizce biriktiği o gecelerde…
“Kerem ile Ali,” derdi, “bir dağın iki yarısı gibiydi.”
O zamanlar sadece dinlerdim. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki dedemin anlattığı şey bir masal değil, bir kayboluşun hikâyesiymiş.
Yıllar sonra öğrendiğim şey ise şuydu: Keremali Dağı adı bile bu hikâyeden geliyordu. Kerem ve Ali’nin yarım kalmışlığı, bir dağın içine kazınmış gibiydi.
Ama en tuhafı şu: Bu hikâyeyi ne zaman düşünsem, kendi hayatımdan parçalar görüyordum içinde.
İçimdeki Eksiklikle Yüzleştiğim Gün
Bir gün Kayseri’de işten çıkıp eve yürürken, hiçbir şey hissetmediğimi fark ettim. Ne mutluluk, ne üzüntü… Sadece boşluk.
O boşluk beni korkuttu.
Eve gidip defterimi açtım ve sadece şunu yazdım:
“Bir insan hiçbir şey hissetmiyorsa, hâlâ yaşıyor sayılır mı?”
O gece uyuyamadım. Telefonu açıp Kerem Ali hakkında ne bulursam okumaya başladım. Her yazı farklıydı ama hepsinin ortak bir noktası vardı: yarım kalmışlık.
Kerem ve Ali’nin hikâyesi de tam olarak buydu. Birbirine bağlı ama tamamlanamayan iki hayat.
Kerem ve Ali’nin Yollarının Kesiştiği An
Anlatılanlara göre Kerem ve Ali aynı köyde büyümüş iki çocuktu. Aynı toprağı paylaşmış, aynı rüzgârı solumuşlardı. Ama hayat, onları aynı kaderde tutmamıştı.
Kerem daha içe dönük, hayalleri büyük ama sesi kısık bir çocuktu. Ali ise daha sert, daha dışa dönük, hayatla kavga etmeyi erken öğrenmişti.
Birbirlerini tamamlıyor gibiydiler. Ama bazen tamamlanmak, en büyük ayrılığın başlangıcı olur.
İnsan büyüdükçe bunu daha iyi anlıyor.
Bir Yolculuğun Başlaması: Kerem Ali’nin İzini Sürmek
Bir sabah karar verdim. Kayseri’den çıkıp bu hikâyenin geçtiği yerlere gitmeliydim. Çünkü bazı hikâyeler sadece okuyarak anlaşılmaz, içinde yürümek gerekir.
Yolum önce Sakarya’ya düştü. İçimde tuhaf bir heyecan vardı. Sanki Kerem ve Ali’yi gerçekten bulacakmışım gibi.
Dağa yaklaştıkça içimdeki sessizlik büyüdü. Kelimeler azalıyor, hisler artıyordu.
O an fark ettim ki, “Kerem Ali’nin hikayesi nedir?” sorusu artık bir merak değil, bir arayış olmuştu.
Dağın Eteklerinde İlk Karşılaşma
Köye vardığımda yaşlı bir adamla karşılaştım. Elinde bastonu vardı. Gözleri sanki yılların yükünü taşıyordu.
“Kerem Ali’yi mi soruyorsun?” dedi.
Başımı salladım.
O an durdu. Sanki anlatıp anlatmamak arasında kaldı. Sonra yavaşça konuşmaya başladı:
“Burada bazı hikâyeler anlatılmaz evlat… yaşanır.”
O cümle içime işledi.
Sonra devam etti:
“Kerem ile Ali bir gün bu dağa çıkmışlar. Kimse geri dönmemiş. Ama kimse de onları tam olarak kaybetmemiş.”
O an içimde bir şey kırıldı. Ne olduğunu anlamadım ama gözlerim doldu.
Dağın Sessizliği ve İçimdeki Yankı
Dağa doğru yürürken rüzgâr şiddetini artırdı. Ağaçların arasından geçen sesler sanki fısıltıya benziyordu.
Her adımda Kerem’i, Ali’yi daha çok düşünüyordum.
İçimde garip bir duygu vardı: hayal kırıklığı ile umut aynı anda yaşıyordu.
Bir yandan “belki hiçbir şey yok” diyordum, diğer yandan “belki her şey burada” diyordum.
İnsan bazen en çok kendi içinde kayboluyor.
Gece ve İçsel Çatışma
Dağın yakınlarında geceyi geçirdim. Küçük bir ateş yaktım. Alevlere bakarken düşüncelerim birbirine karışıyordu.
Kerem Ali’nin hikâyesi aslında benim hikâyeme ne kadar benziyordu?
Birini seçememek, bir yerde kalamamak, sürekli yarım hissetmek…
O gece defterime uzun uzun yazdım:
“Belki de Kerem ve Ali kaybolmadı. Belki de sadece birbirlerinin içinde sıkışıp kaldılar.”
O düşünce beni hem korkuttu hem rahatlattı.
Rüyalar ve Gerçek Arasında Bir Yer
Uykuya daldığımda rüya gördüm. İki genç vardı. Biri sessizdi, diğeri öfkeli.
Bir dağın yamacında yürüyüp duruyorlardı. Ama bir türlü birbirlerine ulaşamıyorlardı.
Uyanınca kalbim hızlı atıyordu.
Gerçekle hayal arasındaki çizgi çoktan silinmişti.
Dönüş Yolunda İçimdeki Değişim
Kayseri’ye geri dönerken artık aynı kişi değildim. Yol boyunca çok az konuştum.
Çünkü bazı şeyler konuşulunca küçülür, hissedilince büyür.
Kerem Ali’nin hikâyesi artık benim için bir efsane değil, bir aynaydı.
İnsan kendi içini o aynada daha net görüyor.
Şehir yeniden karşıma çıktığında her şey tanıdık ama farklıydı. Sokaklar aynıydı ama ben değişmiştim.
“Kerem Ali’nin hikayesi nedir” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Mcgrup okurları için daha fazlası yolda!
Kerem Ali’nin Hikâyesi Nedir? İçimde Kalan Cevap
Zaman geçtikçe şunu anladım: Kerem Ali’nin hikâyesi tek bir anlatı değil.
Bu hikâye, yarım kalmış her insanın hikâyesi.
Seçemediğimiz yollar, söyleyemediğimiz sözler, gidip de dönemediğimiz yerler…
Hepsi Kerem ve Ali’nin dağa çıkışında saklı gibi.
Keremali Dağı artık benim için sadece bir yer değil.
İçimde taşıdığım eksikliklerin, umutların ve hayal kırıklıklarının bir sembolü.
Son Düşünce: İnsanın Kendi Dağı
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum: Kerem Ali’nin hikâyesi aslında dışarıda değil.
İçeride.
Hepimizin içinde bir Kerem var, susan ve bekleyen.
Hepimizin içinde bir Ali var, kaçan ve arayan.
Ve bazen bu ikisi hiçbir zaman buluşmuyor.
Ama belki de mesele buluşmak değil.
Mesele, o dağın varlığını kabul etmek.